21 Şubat 2015 Cumartesi

iç dökümü

kimin boynunaydı günahım, kimsenin. asılı kaldım ve savruldum çok kez kimin umurundaydı, kimsenin. soru olarak veya cevap olarak değil, acı olarak.

bir durakta bekledim hiç otobüsün geçmediği. otobüslerin bittiği tavansız duraklarda hayallerimi bıraktım, kimsenin bilmediği. bir şeyler umut edip hepsini unuttum sonra. umut her zaman acı vermişti en az sevmek kadar. tek yön sevmek kanımda mı varmış ne, geri dönemedim hiç. tek yön sevilmek isteyen insanlarla bi yerlerde kesiştik o kadar.

"iyi şeyler de olmuyor değil" diye düşünüp iyi bir şey bulamıyorum. iyi şeyler de olmuyor değildir elbet, bana denk gelmedi. gece üstümden yorgan düşmüş gibi bi üşüme ve bensiz kalmış bir yorgan gibi bi yalnızlık. hissettiklerim bunlar ve tek sorumlusu bile yok.

sarı ışıkları da sevmiyorum artık en az beyaz ışıklar kadar. sevdiğim şeyler kendi kendini bitirdi zamanla, insanlar dahil. karanlıkta sağ tarafımdan sıkılıp sola dönerken insanları çıkartıyorum hayatımdan. hayatımdan insanları çıkartmak bu kadar kolaymıymış, dile kolaymış. zaten dikkat edin bak bu dile her şey kolaymış.

mutsuz geceler mutsuz sabahları doğurdu ve sabahlar öğlenleri öğlenler de akşam üstlerini. akşam üstü mutsuz olan insanlar anlar beni belki. bir kedinin bile dönüp bakmadığı bir dünyada bütün hayatımı akşamüstü kedi sevmelere adayabilirim.

karşılıksız sevmek ne büyük kumar. ortaya parça parça kendini koyuyorsun. ortaya parça parça kendimi koyup kaybettim. bir şeyleri kutlayın mesela görebilmeniz ve konuşabilmeniz gibi. bir parçanızı koyun ortaya ama bir karşılığı olsun.

taviz verme ustası şeklinde yazılmak isterim tarihe bu en iyi yapabildiğim şey çünkü. sadece o sevmiyor diye kendimi bırakıp evde sahillerce yürüdüm onun gölgesinde. gölgesi güzel adamdı. sadece bu kadardı.

kimin boynuna bu günahlarım? yine benim boynuma bütün günahlarım ve kimse bilmez kendimi her gece perdelerle birlikte kornişlere asarım.

3 yorum: